240 İmam Yasası

Alıntı Yazarlar Yazılar
Ayhan Demir- 1 Ocak 1981’den beri AB üyesi ve pek çok uluslararası insan hakları sözleşmesinin tarafı olan Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik asimilasyon ve baskı politikalarını aralıksız sürdürüyor. Türk Azınlığın hakları, İstanbul Antlaşması, Atina Antlaşması, Sevr Anlaşması (Yunan Sevr’i) ve Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış olmasına rağmen, üzerine düşeni yapmaktan ısrarla imtina ediyor.
Türk Azınlığı, eğitim yetersizliği, Türk kimlik ve kültürünün inkârı, sosyal ve dini hayata yönelik baskıların yanında; ekonomik kısıtlamalar, gayrimenkul alımının yasaklanması, tapuların tanınmaması ve vakıf mallarının kamulaştırılması gibi birçok insan hakkı ihlaline maruz bırakılıyor.
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın maruz bırakıldığı son insan hakkı ihlali, “240 İmam” ya da “240 Kur’an Kursu Öğretmeni” olarak bilinen bir yasayı hayata geçirmek için düğmeye bastı. Yunanistan Parlamentosu’nun 2007 yılında kabul ettiği bu yasada, 15-16 Ocak’ta yapılan görüşmelerin ardından, yeni bir düzenleme yapıldı. Azınlığın kendi din adamlarını seçme hakkı, Hıristiyanlardan oluşan beş kişilik bir kurula devredildi. Böylelikle, devlet tarafından seçilen din görevlilerine, Cami, Kur’an Kursu ve diğer resmi devlet okullarında İslam dersi verebilmenin yolu açıldı.
Yasa teklifini Parlamentoya sunan milletvekillerinin hiçbiri Batı Trakya bölgesinden değil. Tam aksine “şahin” olarak nitelendirilen isimler. Ayrıca, Türk Azınlığı ilgilendiren tüm kanun tekliflerinde olduğu gibi, azınlık milletvekilleri ya da din adamlarıyla görüşme tenezzülünde bile bulunulmadı.
Batı Trakya Türk Azınlığını temsil eden üç milletvekili de, söz konusu yasadan ancak parlamentoya sunulduktan sonra haberdar oldular. Kanun değişikliği görüşmelerinde söz alan PASOK’un Rodop Milletvekili Ahmet Hacıosman’ın “hiç kimse fikrimi sormadı” şeklindeki ifadesi ve üç azınlık milletvekilinin “biz bu yasayı istemiyoruz” feryatlarına kulak tıkanması, “demokrasinin beşiği” olmakla övünen, Yunanistan adına büyük bir utanç belgesidir.
Yunanistan, okullar, müftülükler ve vakıflardan sonra, içerisinde bulunduğu ağır mali sıkıntılara rağmen bütçeden pay ayırarak, Cami ve Kur’an Kursları’nı kontrol altına almak için önemli bir adım attı. Böylelikle Yunanistan, son nefesine kadar, Müslüman Türk Azınlığa yönelik baskıları sürdüreceğini bir kez daha somut bir şekilde göstermiş oldu.
Yunanistan’ın, Avrupa’nın ibadete açık camisi bulunmayan tek başkentine sahip olma utancını muhafaza etmek için sarf ettiği gayreti de hesaba katarsak, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılışını biraz daha düşünsek iyi olacak gibi geliyor.
CAMİ ARAZİSİNE SUBAY EVİ
Yunanistan’ın, “Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti” ismiyle tanıdığı, Makedonya Cumhuriyeti de, komşusundan pek aşağı kalır bir tavır sergilemiyor. Hatta, mesele Müslümanlar, Türkler ve Osmanlı-Türk tarihi olduğunda, komşusuyla eşi görülmemiş bir uyum örneği sergiliyor.
Makedonya Cumhuriyeti, tıpkı Yunanistan gibi, Osmanlı-Türk kültür eserlerine hiçbir zaman sahip çıkmadı. Aksine, birçok tarihi esere haç takarak, hatta kiliseye çevirerek, tam bir tarih ve kültür terörü gerçekleştirdi. 1992 yılında Manastır ve Pirlepe’deki saat kulelerine haç takılması, Manastır’daki Yeni Camii’nin sanat galerisi olarak kullanılması, 10 bin Müslümanın yaşadığı Pirlepe’deki Çarşı Camii’nin defalarca kundaklanması, Ohri’deki İmaret Camii’nin 2002 yılında yıkılarak yerine kilise yapılması, Makedonların ayıplarından sadece birkaçı.
Üsküp’teki Vodna Dağı’na dikilen devasa haç ise tam bir meydan okuma. Sabah balkondan günün ilk ışıklarını seyrederken, gün boyu çalıştığınız ofiste başınızı her kaldırdığınızda, akşam balkonda çayınızı yudumlarken, gece başınızı yastığa koyup, pencerenizden gökyüzünü seyrederek uyumak istediğinizde bir gözünüz hep bu devasa haça takılır.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, “Üsküp 2014” projesi adı altında, Osmanlı’nın eşkıya olarak adlandırdığı Aleksandar Makedonski, Nikola Karev, Gotze Delçev ve Pitu Guli gibi isimlerin at sırtındaki heykelleriyle, Üsküp Meydanı’nı “at meydanı” haline getirdiler. Şimdi de, Üsküp’teki tarihi Burmalı Camii’nin yıkılmadan önce bulunduğu vakıf arazisi üzerine otel ve subay evi inşa etmeye başlıyorlar.
Anlaşılan o ki, Makedonlar, Türk Hariciyesi’nin bugüne kadar yaptığı uyarılara pek kulak asmamışlar. Bu sebeple, Türk Hariciyesi’nin bir an önce daha yüksek tonlu uyarılar yapması gerekiyor. Bu aynı zamanda, Türk Hariciyesi için hem milli, hem de tarihi bir vazifedir
.
ayhan_demir@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir