Yakın tarihe tanıklık etmiş Mehmet Ferat: Atatürk ölünce Rumen komutan selâ getirilmesini emretmişti

Balkanlardan Haberler
İçeriği Paylaş

Her ülkenin yazılı tarihi yanında bir de dilden dile dolaşan sözlü tarihi vardır. Bunlar, olayları yaşayıp görmüş veya bizzat tarihin yazılışına tanıklık etmiş şahıslardan ibarettir. Silistra’nın Zaritsa (Kamerler) köyünde yaşayn 84 yaşındaki Mehmet Ferat, bu canlı tarih kitlesini temsil ediyor.
Sohbetimiz esnasında kendisini ziyarete gelen gençler, dedeleri hakkında bilgi istiyor. O da ne biliyorsa anlatıyor. Köyün bundan 100 yıl öncesine kadar olan tarihini duyduğu ve yaşadığı şekilde isim ve tarihleri ile birlikte aktarıyor. Hem de eskiden konuştukları diyalogları aynıyla, o zamanki diliyle canlandırıyor. Onu eskilere götürmek için birkaç soru soruyoruz, ama o bunun birkaç saatte mümkün olmayacağını belirtiyor. Yine de deniyoruz.

Romanya’da okudu

Güney Dobruca’nın 1913 yılında Ro­man­ya’ya verildikten sonra her köyde 10 kişilik  bir Rumen askeri birliği olduğunu belirten Mehmet Amca, Zaritsa’da eski okulun yanında konuşlandırılan birliğe köylülerin her gün su taşıdığını söyleyerek şunları aktarıyor: “Dışarıda sohbet etmemize izin verilmiyordu, ama evde ne yaparsak yapalım kimse karışmıyordu. Türklere saygı vardı. Biz okulda Rumence olarak ders görüyorduk. Bir defasında teneffüsteydik, teğmen nöbette olan bir askeri çağırdı. Okul onların birliği ile komşuydu. Hafızı çağrın gelsin dedi. Telefondan kendisine Atatürk’ün öldüğü haberi gelmiş. Bu yüzden köyde bizim Hafız Ahmet’i çağırarak sela getirmesini emretti. Sela bitinceye kadar da saygı duruşunda bulundu.”
Eskiden çok büyük yoksulluk olduğunun altını çizen Mehmet Ferat, bazılarının askerliğini kendi günlük kıyafetiyle yaptığını anlatıyor. Köyde yaptırılan caminin o zamanki halkın birliği ile yapıldığını belirten Mehmet Amca, minarenin köy sakinlerinin birçoğunun Damadası olarak bildiği köyden taşıdığını aktarıyor. Minarenin bütün olarak öküz arabalarıyla getirildiğine değinen Ferat, “1936’da Damadası’ndan minare taşınırken, köy yakınlarına gelindiğinde öküz arabasının tekerleğine ilişen bir arkadaşın ayağı kırılır. Köyde o zaman bir çıkıkçı vardı. Ona gittiğinde çıkıkçı durumun ciddi olduğunu bilerek, kırığı yerleştirmek için dışarıdan birkaç kişi çağırmak için gitmek ister, şahıs ona dönerek kimseye ihtiyaç duymadığını ve acıya dayanabileceğini söyler. Daha sonra çıkıkçı ayak kemiğini yerleştirinceye kadar adamın hiç sesini çıkarmadığını ve hayatında böyle gaddar birini görmediğini söyler. Minare yerleştirildikten sonra da cami açılışı için ‘cami düğünü’ yapılmıştı.” diye aktarıyor. Romanya döneminde köydeki önde gelen Popescu ve Dimitraki yöneticilerinin evlerinin de nerede olduğunu hatırlayan Mehmet Amca, bugün rahatlıkla köye gelen Rumen iş adamlarıyla görüşüp konuşabiliyor.

Almanlar yardım etti

II. Dünya savaşı zamanında 1941’de Almanların bölgeden geçerken olumlu intiba bıraktığını aktaran Mehmet Amca, “Almanların disiplin ve toleranslı olmaları herkesi şaşırtmıştı. Bizim köyden birinin Samuil’e (Işıklar)  gündöndü yağı çıkartmaktan dönerken arabanın dingili kırılmış. Alman ordusunun da makineleri anında onaracak seyyar bir tamirhanesi varmış. Sıkıntıda olan köylüyü görmüşler ve kırılan taliganın dingilini çabucak kaynatıp eklemişler. O taliga daha sonra yıllarca iş gördü.” diye anlatırken, 3 yıl sonra gelen Sovyet ordusunun bunun tam aksi bir tavır sergilediklerine değiniyor.

Türkçe marşlarla mozoleyi inşa etti

Bulgaristan sınırlarında üç yıl askerlik yaptığını belirten Mehmet Amca, bu zaman zarfında Georgi Dimitrov’un mozolesini ve Belene kampı bendini yaptıklarını hatırlıyor. Askerlik vazifesini ifa etmeye başladıkları yılda Türkçe olarak marşlar söylendiğini hatırlayan yaşlı adam, komutanın marş söylerken yukarıdan kiremitler düşecek şekilde gür olmalarını istediğini kaydediyor. Söyledikleri Türkçe marşları da hatırından çıkarmayan Mehmet Amca, hemen birini seslendiriveriyor:

Kızıl Ordu, Kızıl Ordu, Balkanlarda bizi buldu,
Yaşasın bu Kızıl Ordu, Germanları o kovdu
Selam verdi Moskof kızı, bayrakları hep kırmızı
Şimdi artık korkmayalım, yurda düşman sokmayalım
Gönüllü asker olalım, Bılgariya’yı koruyalım.

Mehmet Ferat, Komünist Partisi Genel Sekreteri Georgi Dimitrov’un ölüm anını ve askerin mozole yapım emrini nasıl aldıklarını şöyle aktarıyor. “Bir gün yaklaşık 40 Türk askerinden oluşan birlik yine bu marşlarla sıcak bir temmuz gününde sıraya dizildik. Tın-tın diye çanın eşliğinde radyodan yapılan duyurudan Georgi Dimitrov’un öldüğünü anladık. Komutanımız bütün gece ağlayıp durdu. 6 gün 6 gece çalışmadan sonra Dimitrov’un naaşının helikopterlerle mozoleye getirildiğini hatırlıyorum.” Sofya’da Stalin Termik Santrali’nde çalıştırılan aynı birliğin, daha sonra Belene’ye getirildiğini aktaran Ferat şunları belirtti: “Sofya’da rahatımız iyi idi. Sonra 1950’de Belene Kampı’nın bent inşaatına getirildik. Hem 8 küp toprak kazma normumuz var, hem de 7 metreye ulaşan yükseklikteki bende çıkarak inşasını yapmak. Kaldığımız çadırlar ufak ve dar. Akşam yattığımızda ayaklarımız dışarıda kalıyor, sivri sineklerin saldırısına uğruyorduk. Başımızda sürekli emir veren biri vardı. Kımıldamaya izin verilmiyordu. Çok kişi dayanamayor diye dayak yedi. Normu tutturamayanların kışlaya dönmesine izin yoktu. Toprağı taşıdığı aracı omuzlarına alarak bir ayak üstünde durmakla çok cezalandırılanlar oldu. Zor günlerdi. Şimdi o dönemden kimse sağ kalmadı.”
Bugün Rumence ve Bulgarca televizyon izleyen ve Türkçe radyo dinleyen Mehmet Ferat, geçmişteki sahneleri gözünde canlandırırken, sık sık günümüzdeki durumla paralellik kurmaktan da çekinmiyor ve Bulgaristan ve dünya gündemini çok iyi takip ettiği görülüyor.Beynur Süleyman, Silistra

http://zaman.bg


İçeriği Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.