Yasaklarla problem çözülür mü?

Dr. Bayram Çolakoğlu

Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu’nun bir yazısında okumuştum. Bahsini edeceğim olay İstanbul’da, yanlış hatırlamıyorsam 1934 yılında geçiyor. O dönemde yedi tepeli İstanbul’un parke taşlı Arnavut kaldırımı sokaklarında diğer sokak satıcıları gibi yoğurtçular da dolaşır, ellerindeki çanı sallayarak geldiklerini belli ederlerdi; Bağırıp etrafı rahatsız etmezlerdi. Ahşap evlerin kafesli pencerelerinden, sokağı daha iyi görebilmek için ileri uzanmış cumbalardan uzatılan sepetlere veya çocuklarla gönderilen tabaklara yoğurt koyarlardı. Bu yoğurtçular, yoğurtları omuzladıkları ağaç askının iki kefesine koyar ve bu şekilde gezdirirlerdi. İstanbul’un ara sokaklarında bir problem yoktu ama Sultan Ahmet’teki yoğurtçuların kaldırımlarda gezerken zaman zaman diğer yayalara çarptıkları da olurdu. Hadise de zaten kendini burada gösteriyor. Yoğurtçular kaldırımlardan yürümeyi zorlaştırıyor gerekçesiyle şikâyet ediliyorlar. Şikâyet o dönemde Ankara’ya İçişleri Bakanlığı’na kadar gidiyor ve devletimiz mükemmel bir çözüm buluyor, bu problem karşısında. İstanbul’a yazı geliyor. “Mevzu anlaşılmıştır. Meselenin halli düşünülmüş ve şikâyete mevzu olan mesleğin ilgasına karar verilmiştir.” Ne kadar kolay ve mükemmel bir çözüm değil mi? Meselenin çözümü için şikâyete konu olan sokaklarda yoğurt satma işi yasaklanıyor. Bu yoğurtçular ne yapacak, rızkını nereden kazanacaklar, müşteriler yoğurt ihtiyacını nereden karşılayacaklar vb. sorular… Bunların hiç birisi dikkate alınmadan “yasaklama yoluyla problem çözme yöntemi” uygulanıyor. Tabiî ki bu çözümün arkasından gelen yeni problemler cabası.

Bu tarihi hikâyeciği niye anlattım? Malum Bulgaristan’daki 5 Temmuz 2009 milletvekilliği genel seçimlerinden sonra malum çevreler savcılıklara suç duyurusunda bulundu ve Bulgaristan seçimleri için yurt dışında kullanılan oyların iptali ve dolayısıyla Hak ve Özgürlükler Hareketinin yedi milletvekillinin vekilliklerinin de düşürülmesi istendi. Bir kişinin birden fazla sandıkta oy kullandığı, bir sandıkta kullanılan oy sayısı dikkate alındığında bu kadar “oy”un bir sandıkta belli bir süre içerisinde kullanılamayacağı ve 100 dilekçeye bir sandık kuralının bozulduğu iddiaları söz konusu. Olabilir buna da bir itirazımız olmamalı yargı tetkik eder kararını verir.

Ancak olay bununla da bitmiyor. Bulgaristan’da göreve yeni başlamış olan GERB hükümeti olayda kusuru olduğu gerekçesiyle Ankara ve Vaşinton Büyükelçilerini görevden almak istiyor. Cumhurbaşkanı onaylamıyor ve ardında bir kriz… Cumhurbaşkanını görevden alma girişimleri… ve ardından Dışişleri Bakanının “yurt dışında oy kullanılmasını yasaklama konusunda çalışmalarımız var” şeklindeki beyanatı.

Bulgaristan ve Türkiye bir birine ne kadar benziyor. Ama yıl farkıyla… Biz de eskiden problemleri yasaklarla örter ve problemi çözdüğümüzü kabul ederdik. Ancak o yıllarda örttüğümüz birçok problem bugün hala karşımızda duruyor.

Hâlbuki usulsüz oy kullanımı söz konusu ise usulsüzlük ve sorumluları tesbit edilir. Onlar cezalarını alır. Bu olayların tekrararlanmaması için de tedbir alınır.

Tüm bu mülahazalardan sonra aklıma aşağıdaki sorular geliyor:

  • Okullarda öğrenciler sınavlarda kopya çekiyor diye okulları mı kapatacağız?
  • Üniversite mezunu iyi tahsilli bir vatandaş hırsızlık, rüşvet, cinayet gibi olaylara karıştığında üniversite eğitimini mi yasaklayacağız?
  • Bir yaya kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerse, yayalara yoldan geçmeyi mi yasaklayacağız?
  • Dünyada her gün trafik kazalarında bir çok insan hayatını kaybediyor, hal böyleyken motorlu ulaşım araçlarını mı yasaklayacağız?

Bu sorulardan yüzlercesi sıralanabilir. Netice itibariyle, biraz aklıselim; ön yargısız.

b.colakoglu@balturk.org.tr

Bir Cevap Yazın