Onların Hakkı…

Alıntı Yazarlar
İçeriği Paylaş

Özlem Tefikova- Bir zamanlar benim de bir dedem vardı, bana masallar anlatır şarkılar söylerdi… Hep “İyi olanlardan ol bu hayatta, kızım…”diye nasihat ederdi… Okuma yazma bilmezdi, belki hiç okula gitme imkânı olmamıştı, fakat okuma yazma bilenleri merakla dinler, onları çok severdi… Bulgaristan’da doğmuş ve 73 yıllık ömrü de Bulgaristan’da geçmişti. O da diğerleri gibi Türkiye’ye gitmeyi istemiş, çok istemiş, fakat ona o toprakları bir kere bile görmek nasib olmamıştı. Oraları hep uzaktan sevmişti… İyi insandı dedem, Bulgar ve Türk hiç kimseyi ayırmaz, insanları çok severdi… İnsanlar da onu severdi…

Bir kış günüydü, teyzem ve kızları gelmişti o gün bize. Akşam olunca dedem, her zamanki gibi, bizi sobanın etrafına topladı ve başladı masal anlatmaya… Karı, soğuğu, kışı ve hatta her şeyi unutmuş biz tüm varlığımızla dedemin anlattığı masalı dinliyorduk. Bir ara odanın diğer köşesinden, annemin ve teyzemin bulunduğu yerden, gelen sesler yükseldi… Biz o seslerden sadece üç kelime duyabilmiştik: Bulgarlar, Türkler, Kötülük.

Dedem aniden sustu ve onlara dönerek: Öyle düşünmeyin. İşte burası var ya, buraya hiç kimse karışamaz… dedi ve tekrar bize dönerek yarıda bıraktığı masalı anlatmaya başladı… Odada sadece sobanın etrafa yaydığı o sıcaklık, dedemin ağzından çıkan o masal sesleri ve bizim meraklı bakışlarımız kalmıştı… Sadece biz vardık, sobanın etrafı, bizim masal odamız ve buraya hiç kimse karışamazdı…

İşte böyle mutlu bir çocukluk yaşadık biz Bulgaristan’da kalan Türklerin çocukları… Masal gibiydi bizim çocukluğumuz… Kışın sobanın başında masal dinler, yazın da gündüzleri at arabasıyla dedemle birlikte bazen tarlaya, bazen ormana giderdik… Geceleri ise yıldızları sayardık…

Yıllar geçti… At arabasının yollarda bıraktığı o izler artık kapandı… Artık dedem yok bu dünyada. Kış gecelerinde evimizde masal anlatan biri de yok… Yıllar sonra dedemin anlattığı o masalları da unutacağım belki de, kim bilir… Fakat asla unutamayacağım ve aklıma geldikçe kalbimi hüzünle dolduran bir olay var. Onu da dedemin bana bu dünyada bıraktığı tek mirası ve vasiyeti olarak görüyorum…

Yıllar önceydi… Okula başlayalı iki veya üç yıl olmuştu… Bir gün okuldan döndüm ve ev ödevlerimi yazmaya oturdum. Dedem de odanın bir köşesinde oturmuş beni izliyordu. Düşünceliydi ve sürekli yazdığım deftere bakıyordu. Baktı… baktı… ve bir ara yanıma gelerek: – Kızım, bana da öğretsene yazmayı, dedi. Defterimden bir kâğıt parçası çıkardım, dedeme bir kalem uzattım ve başladık yazmaya. Dedemin eli kaleme alışık değildi, kalemi tutmakta bile zorlanıyor gibiydi… İsmini yazmayı öğretmiştim dedeme o gün. Her harfi defalarca tekrarlıyorduk, öğreninceye kadar… Ve dedem o gün beş harf yazdı, hayatında yazdığı o tek sözcük ve beş harf… H… A… K… K… I… Hakkı. Biraz zaman geçtikten sonra ben sıkılıp dışarıya oyun oynamaya çıkmıştım. Dedem ise odada tek başına, elinde bir kalem ve bir kâğıt parçasında yazılı o beş harfle kalmıştı…

Bilemezdim ki dedemin daha fazlasını arzuladığını… Çok küçüktüm, akıl erdiremezdim dedemin okuma ve yazma öğrenmek istediğini… Bilemezdim… İşte böyle bir dedenin torunuyum ben. Hayatından ve ardından sadece beş yazılı harf bırakabilen o dedenin torunuyum… Yıllar geçti ve ben ancak şimdi anlayabiliyorum dedemin bana verdiği o büyük mesajın aslında ne olduğunu. Evet, sayısına bakılırsa sadece sıradan beş harftir onlar… Fakat asıl değeri manasında gizlidir o harflerin… Şimdi anlıyorum, okumak dedemin hakkıydı, bilmek onun hakkıydı. Ve yazmak, okumak, öğrenmek bizim, onların ve herkesin hakkıdır. Ve ben onların ve dedemin hakkı için yola çıkacağım. Ne ile gideceğimi ve nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum. Ama gitmem gerek… Elimde o beş harf, bir kalem ve bir defterle yola çıkmam gerek… Hakkını arayanları bulmam gerek… Bunu bana dedem öğretti. Bunu yapmam gerek…


İçeriği Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.