Kasım Dal: Ben ajanların isimlerini daha 91 yılında biliyordum…

Kasim İsmail Dal, Hürriyet ve Şeref Halk Partisinin (HŞHP) kurucusudur. 17 Ekim 1962 yılında Varna İli’ne bağlı Hıdırca köyünde dünyaya geldi. 1985 yılında kurulan Bulgaristan Türk Millȋ Kurtuluş Hareketi’nin kurucu üyelerinden biri. 1986-89 yıllarında yasa dışı örgüt kurmaktan ve örgüte üye olmaktan hapiste yattı.Komünist rejimin yıkılmasıyla 1990 yılında berat eder ve Hak ve Özgürlükler Hareketinin (HÖH) kurucularından biri olur. 1993 yılında HÖH’ün genel başkan yardımcısı olur.
Demokratik Güçler Birliğinin (SDS) eski Genel Başkan Yardımcısı ve EVET Hareketinin Başkanı Ergin Emin, Eski Cuma İli’ne bağlı Karaağaç köyünde kurulan Müslüman Demokrat Partisinin arkasında da Kasim Dal’ın durduğunu iddia ediyor.
2011 yılının başında HÖH’ten ayrılır ve 1 Aralık 2012 tarihinde Hürriyet ve Şeref Halk Partisini (HŞHP) kurar.
Türk karşıtı tavırlarıyla bilinen milliyetçi Ataka partisi, Kasim Dal HÖH’teyken HÖH ile Türk istihbaratı (MİT) arasındaki ilişkileri düzenlediğini ileri sürüyor.
Kırcaali turuna çıkan Kasim Dal’ın Haber ile söyleşisi:
Reformcu Blokun Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Bulgaristan genelinde yüzde 6.45, Kırcaali İli’nde de 836 oy almasını neye bağlıyorsunuz?

Sebebini söyleyeyim, biz fazla büyük kampanya yürütmedik. Maalesef tercihli oyun geçeceğine ben pek ihtimal vermiyordum. Sadece Kırcaali’de değil, Razgrad’da da aynısı, Şumnuda’da aynısı, Burgaz’da da aynısı. Kırcaali’deki 800 oydan 600’ünü HŞHP’li arkadaşların çalışması sayesinde aldık. Fazla da çalışmadık, çünkü insanlar çok korkuyor.

Yani HÖH’ten korktukları için Reformcu Bloka oy veremiyorlar?

Avrupa seçimlerinde Hürriyet ve Şeref Halk Partisinin (HŞHP) adayı dördüncü sırada olduğu için fazla çalışmadık.

HŞHP, Reformcu Blokun bir parçası oldu; partiniz, o blokta Türkleri temsil eden bir parti profilini koruyabilecek mi?

Koruyacak tabiȋ. Biz uzun ve ince yolu seçtik. Kısa yolu seçseydik her şey bambaşka olurdu. Her zaman A plȃnı B plȃnı vardır. Biz de sağ kanatta yer almak için Reformcu Bloka girdik. Çünkü Bulgaristan’ın geleceği Reformcu Blokta.

Peki ya genel seçimlerde nasıl sonuç bekliyorsunuz?

Bu seçimlerde Reformcu Blokla meclise kesin gireceğiz. Radan Kınev’in Reformcu Blokun sözcülüğünden istifa etmesi biraz sorun yarattı. Ama kendi aramızda görüşüp anlaştık. Fakat öte yandan onun istifası iyi oldu. Şimdi Reformcu Blokun başında olacak. Vatandaşların Bulgaristan’ı Hareketinin (DBG) Genel Başkanı Meglena Kuneva ve Bulgaristan Halk Tarımcılar Birliğinin (BZNS) Genel Başkanı Nikolay Nençev burada olsaydı bu sorun daha çabuk çözülecekti. Onlar geç vakte kadar toplantıdaydılar.

Kırcaali’den milletvekili çıkarabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Halkımız desteklerse çıkarırız. Oy kullananların kendi üstüne düşen sorumlulukları var. Bizim siyasȋ parti olarak sorumluluğumuz alternatif sunmak. Bu hükümet, Ataka ile ortak oldu. Böyle bir hükümete söyleyecek söz bulamıyorum. Bunun etik ve ahlȃkȋ yönünü düşünün. Bir yandan Bulgar Sosyalist Partisi, öte yandan Hak ve Özgürlükler Hareketi, bir de Ataka’nın desteği. Bu hükümet kuruldu kurulalı her gün skandal çıkıyordu. HÖH’lü Delyan Peevski’yi gizli servisin başına geçirebilmek için Devlet Millȋ Güvenlik Ajansı (DANS) Kanununu değiştirdiler. Hak ve Özgürlükler hareketi oy satın aldı.

Sizce HÖH oy kaybetti mi?

Nasıl oy kaybetmemiş.

Oy kaybetti mi derken ciddi ölçüde oy kaybetmekten söz ediyorum.

Oy haritasına bakarsanız görürsünüz ki Hak ve Özgürlükler Hareketi 2013’ten beri yüzde 50 oy kaybetti. Mesela 2009 yılında 618 bin oy almıştı, ama biraz düşürdüler. 610 bine indirdiler. HÖH’ün oyları 300 bine, hatta 280 bine düştü. 600 bin olduğu zamanlar HÖH’ü ben yönetiyordum. Ivraca’da (Vratsa), Montana’da, Varna’da, Pazarcık’ta, Eski Zağra’da, Filibe’de, İslimiye’de (Sliven) nasıl oy satın aldıklarına bakın. Hem de yüklü paralarla. Oralarda HÖH’e kimse oy vermiyordu. Bütün oylarını Çingene mahallelerinden satın aldılar. Çingeneler, Boyko Borisov’u oyumuzu sana vereceğiz diye aldattılar. Sonra da oyunu HÖH’e verdiler. Delyan Peevski sadece Eski Zağra için 5 milyon leva harcadı. Ben sorarım size bunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Bizde bu kadar para yok. Bu yüzden de görevini lâyıkıyla yerine getiren savcı olması gerek, polis olması gerek. Bu çıban bir gün patlayacak. Türklere yazık oluyor. Hak ve Özgürlükler Hareketi eşittir Türkler diye algılanıyor. HÖH; hırsızların, dolandırıcıların partisidir. Türkleri de HÖH’le aynı kefeye koyuyorlar. Ben Türklerle ilgili çizilen bu imajı silmek istiyorum.

HÖH’ün günahları Türklere yazılıyor diyorsunuz yani?

Evet. Türklerin çalışkan, dürüst diye bir imajı vardı. HÖH bu imajı kirletti. Eskiden Bulgarlar “Türk dostun olsun” derdi. Şimdi ne oldu. Yanına bir Türk geldi mi “Aman dikkatli ol bu Türk sana kazık atabilir” diyorlar. Annesi öldü. Allah rahmet eylesin. Bu adam bir maşa. Bir dediği bir dediğine uymuyor.

Ama en çok Türk HÖH’te var.

Maalesef öyle. Eskiden ben de en çok HÖH’e çalıştım. Şimdi bana da gittiğim yerde “Kasimcim iyi de sen geldin bize; ayrılmayalım, bölünmeyelim dedin” diyorlar. İyi de ne zamana kadar böyle devam edelim. Biz meydana çıkalı beri HÖH de iyi çalışmaya başladı. HÖH’ü biz teşvik ettik. Rekabet oldu mu daha iyi çalışılıyor. Yunanistan’daki gibi 120-130 bin, Makedonya’daki gibi 80 bin, Kosova’daki gibi 20-30 bin Türk olsak bölmeyelim diyeceksin.

“Kasim eskiden HÖH’ü savunuyordu, partinin eleştirilmesine bile izin vermiyordu” diyorlar.

Eleştirsinler. Ben eleştirilere açıkım. Ben 17 yıl boyunca oradaydım. Her zaman da doğruluk için savaşıyorum. HÖH bizim davamızdı. Ben HÖH’ün şirket haline geleceğini nasıl bilebilirdim ki? Biz partiyi kurarken ideallerimizin üzerine kurduk. Fakat dosyalar açılınca kimin ne olduğu ortaya çıktı. Bunu ben 17 sene sonra söylemişim. 25 yıl sonra bunu Almanya’nın istihbaratı söylüyor. Şöyle diyor: Rusların çalıştığı birinci parti Hak ve Özgürlükler Hareketi, ikinci parti de Bulgar Sosyalist Partisi.

İyi de dosyalar 2006 yılında açıldı, siz ise HÖH’ten 2011 yılında ayrıldınız.

Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı 1 Aralık 2006’da kabul edildi. Komisyon bir buçuk yıl sonra çalışmaya başladı. Ben dosyaları 2009’un sonunda elime aldım. O zamana kadar vermezlerdi. Dosyalar Nikolay Svinarov’un bir odasında dururdu.

Fakat 2007’de milletvekillerinin gizli dosyaları açıklanmıştı.

Ayrıntılı bilgi yoktu. Okuyamıyordun. Ben onların isimlerini daha 91 yılında biliyordum. Ama ne yaptıklarını bilmiyordum. Rahmetli Kadir Celil Kadir “Ben kimseye zarar vermedim” diye yemin etti. Ben çıkıp da bunu davul zurnayla mı duyurayım. Oradaki ajanlar benimle göz göze gelmesin diye Ahmet Doğan, HÖH’ün Merkez Kurulunu toplamazdı. Ben hatamı kabul ediyorum. HÖH’ün birlik ve beraberliğine birilerinin katkısı varsa benim en çok olmuştur. Fakat tekrar söylüyorum bu gerçeği gördün mü niye durasın ki orada. Ben size sorarım HÖH bir Türke yardım ediyor mu? Gerekirse Ataka’nın da desteğini alarım ama Türklere yardım ederim, kitap da basarım. Siz biliyor musnuz 1993’ten beri bir tek Türkçe ders kitabı basılmadı. Bunu da Lütfi Mestan’ın, yani ajan Pavel’ın yüzüne söyledim. Sen iki dönem eğitim komisyonu başkanı oldun, neden kitap basmadınız dedim. Türkiye’de basılmış kitaplar buraya sokulmuyor. Niye izin vermiyorsunuz diye sordum. Geçen yıl Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz 2 bin adet yardımcı ders kitabı bastı. Hayriye Memova da bu konuda yardımcı olmaya çalıştı. Avrupa’dan da yardım gelmiş. Ben bunu Ankara’da kurultayda öğrendim. Duyduğum kadarıyla Emine hanımla Fikriye hanım Şumnu’da bu konuda çalışıyorlar. Ders kitapları onaylanmış, basılacak.

Türkçe sorununu kanun yoluyla çözmeye çalıştınız mı? Bu konunun üzerine gittiniz mi?

Türkçeyle ilgili sorunları şimdi görmeye başladık. Bu konunun üzerine gidince partide çok büyük kavga oldu. Bunu Ahmet Hüseyin ile Ayruş Hacı’ya da sorabilirsiniz. İvan Kostov hükümeti döneminde meclisten azınlık hakları ile ilgili Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi geçti. Biz Avrupa Birliği’ne girince her şey düzelecek sandık. Yok öyle şey. Hak verilmez, hak alınır. Mücadele etmemiz lâzım. Ama zamanla gördüm ki çok yanılmışız. Dosyaları okuyunca gördüm ki, Ahmet Doğan Türklere karşı eğitilmiş, Türklerin asimile olması için, Bulgaristan’da bir tek Türk kalmasın diye eğitilmiş. Komünist partisinin yaptığını biz ne yazık ki Ahmet Doğan’la yapmışız. Bunu gördükten sonra da orada kalınmaz.

Kasim bey basından okumuştum, Vecdi Raşidov, Ahmet Doğan’ın sizi ve eşinizi ispiyonladığını söylüyor. Siz de duymuşsunuzdur. Doğru mu bu söylenenler?

Evet doğru. Ahmet Doğan, Haziran 1986’da Ruşen Rıza’yı da ispiyonladı.

Yani Ruşen Rıza buna rağmen HÖH’te kaldığını söylüyorsunuz?

Ne yapalım, bazılarının iradesi yok.

HÖH’te kimler kaldı, partiden kimleri uzaklaştırdılar?

HÖH ilk önce Türklük yaşatılsın, Türk kültürü yaşatılsın diyen arkadaşları uzaklaştırdılar. Hapishanede yatan otoriteli arkadaşlar vardı. Hepsi HÖH’ten kovuldu. Necmettin Hak’a hep sordum “Neden bir akşamda kaçtın” dedim. Biz 4 Ocak 1990’da Varna’da partiyi kuracağız  diye karar aldık. Daha sonra Sofya’ya gittik. 1 ay açlık grevi de yaptım. HÖH’ü 33 kişi kurduk.

HÖH’ü kuran 33 kişilik heyetin 31’i DS ajanı çıktığını okumuştum.

Durun şimdi, olayı ben şöyle anlatayım. Türk Millȋ Kurtuluş Hareketi (TMKH) kuruldu. Ben kurucu üyelerinden biriyim. O hareketi 18 kişi kurduk. Ben en genç kurucularından biriydim. 11’i Tolbuhinden (Hacıoğlu Pazarcık), biz Varna bölgesinden 5 kişiydik (biri Pir-i Vadi (Provadiya) şehrinden, diğerleri Hallaçlı (Drındar) köyünden), 2’si de Şumnuluydu. Rahmetli Veterniner Haldun bey de vardı. Hareketin, yani gizli örgütün kurucuları hapse atıldı. O 18 kişiden 12’si DS ajanı çıktı. Haziran 1986’da 18 kişi mahkemeye çıktık. 22 Aralık 1986 yılında beraat ettik. Hareketimiz parçalı parçalı 23 Ocak’a bağlayan gece 23 Ocak 1985 tarihinde kuruldu. Ruşen Rıza öğrenci olmasına rağmen hareketimize o da katıldı. Biz Varna’daydık, Necmettin Hak’lar Tolbuhin’deydi. O zamanlar daha Ahmet Doğan yoktu.

Ahmet Doğan’ı örgüte kim davet etti?

Ahmet Doğan’ı Dobriçliler (Hacıoğlu Pazarcıklılar) davet etti. Daha doğrusu Ahmet Doğan’ın dayısı Mümin Mustafa davet etti. Mümin Mustafa ile Necmettin Hak kardeş çocuklarıdır. 33 kişi toplandık. Rahmetli Salim Pasajov geldi. Kırcaali’den İsmet İsmail geldi, Hüsniye Recep geldi. Fakat Ali Topal yoktu. Ali Topal’ın şimdiki adı Ali Öztürk. Şükrü Şerifov yoktu. Emin Hamdi oradaydı. En aktiflerin gelmediğini görünce çok şaşırdık. İkisi eksikti, oysa tarihi beraber belirlemiştik. Varna’ya bağlı Damlalı köyde toplantılar yapıyorduk, her yeri geziyorduk. Biri çıktı “Kasim siz burada iyi hoş konuşuyorsunuz, ama bildiğim kadarıyla Necmettin şimdi kahvesini İstanbul’da içiyor” dedi. “Geçen hafta burada Şumnu’daydı o da böyle konuşurdu. Sen de mi öyle yapacaksın” dedi. Bunu duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Mehmet Berkant’ın önüne çıkmışlar, yolunu kesmişler, korkutmuşlar. Bunu Ahmet Doğan bilirmiş, ama ben bilmiyordum. Şükrü ile Ali bir gecede pılını pırtısını toplayıp kaçmış. Onları “Sizi tekrar hapse atacaklar” diye tehdit etmişler. Onlara devlet darbesi olacak demişler. 29 Aralık 1989’da Bulgar Komünist Partisinin (BKP) Merkez Komitesi Türk adlarını geri verme kararı almıştı o zaman. Oraya gittim, Emin’den başka kimse kalmamıştı. Bizim bütün toplantımızı kaydetmişler. Varna’da partiyi kurduktan sonra ben, Ahmet Doğan, İsmail İsmet ve Hüsniye Recep trenle Kırcaali’ye yola çıktık. Treni Perperek köyünde durdurdular. Karda kışta Perperek’ten Kırcaali’ye 20 kilometre yol yürüdük. Kırcaali’ye geldiğimizde bir binada toplantı yaptık. Kırcaali’yi unutamam. Hayatımın en güzel kuru fasulyesini Kırcaali’de yedim. Ondan sonra Mestanlı’ya gittik. Ahmet Doğan’la sonra Kayacık’a (Dimitrovgrad) gittik. Cebimizde hiç para yok. Son stotinkalarla ısınalım diye 2 konyak aldık. 1 leva 20 stotinka verdik. Beni sorgu için aldılar Razvigor’a götürdüler. Bu arada söyleyeyim Hüseyin Hafızov’la da aramız çok iyidir. Uzun zaman Başmüftülüğün sekreterliğini yaptı. Kendisi Pomaktır. Aytos’un köylerindendir. İyi çocuktur ama işte HÖH’ten teklif gelmiş, oraya geçti, kendisinin bileceği iş. Konumuza dönelim, HÖH’ü kurarken bana hep tehditler geliyordu. Barsaklarımı asacaklarını söylüyorlardı.

Kimler tehdit ediyordu?

Bilmiyorsun ki, telefondan arıyorlardı. Oğlum hasta, gazeteler beni belden aşağı vurmak için bunu bile kullanıyordu.

Partinize gelen paraları yürüttüğünü söylüyorlar. Buna ne diyeceksiniz?

Yok öyle bir şey. Benim hesap veremeyeceğim bir şey yok.

Eskiden HÖH’ü eleştirenlerin veya kusurlarını söyleyenlerin karşısında duruyordunuz diye de eleştiriyorlar sizi, yani HÖH’ü savunuyor diye.

Ben her zaman eleştiriye açıktım. Bölünmeyelim diye HÖH’ü savunuyordum. Biz HÖH’ü aslında hep eleştiriyorduk. Hep kavga yapıyordum. Remzi Osman burada olsa da söylese. Çoğu susuyordu. Benden başka Ahmet Doğan’a karşı gelen yoktu. Ben siyasȋ hayattan elimi çektim. Şahsȋ sorunlarım var. Şimdiye kadar başkalarını düşündük de nereye vardık. Büyük oğlum İsmail’in küçüklüğünde yanında değildim. Bensiz büyüdü. Baba sevgisi nedir bilmez. İsmail dedesinin adını taşır. Küçük oğlum 2000 yılında geldi dünyaya. O da bensiz büyüdü. Artık çocuklarıma daha yakın olacağım. Kimseye de açıklama yapmaya mecbur değilim. Ama HÖH’lüler bizim faaliyetlerimizden korkuyor. Bir olay anşatayım. Bekir Bozdağ geldi. HÖH’lüler “Kimseye haber verilmedi” dediler. Ataka’lılara “Bu ziyaret gayrı resmȋ” dedirttiler. Bunlar doğru değil. Bozdağ’ı Başbakan Yardımcısı Zanaida Zlatanova ağırladı. HÖH’lüler gelmedi, boykot etti. İnsanları da tehdit ettiler. Başka bir olay daha anlatayım: Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev 1989 yılındaki Mayıs Olayları’nı anmak için 20 Mayısı seçti. Şehitler Şumnu İli’ne bağlı Yusufhanlar (Pristoe) köyünde anılacaktı. Bunu ilk defa Cumhurbaşkanı yapıyor. Belediye başkanı ile köy muhtarı son güne kadar geleceğiz diyor. Sonra yukarıdan biri “gitmeyin” diye talimat veriyor, onlar da gitmiyor. Onlar sadece 4 Mayısta etkinlik düzenliyor Yusufhanlar köyünde. Onu da parti işlerine kullanmak için yapıyor. İnsanlara anma törenine gitmeyi yasak etmişler. Etraf köylerden birkaç insan geldi. Belediye başkanı nasıl orada bulunmayacakmış. Olacak şey mi?! Şimdi ismini söylemeyeceğim. Bir Bulgarın bir köye çok hizmeti geçmiş. O adam anma etkinliğinde bizim yanımıza da gelmedi. Adam Peevski’nin bölgesinden. Doğruyu söylemiş diye adamı izole etmişler. Adama merhaba diyen yok. Adamın tek suçu “Bunlar doğru olanı yapıyor” demiş. Kurultayda imamları bile HÖH’lüler seçiyor. Biz bir siyasetçi olarak bu rezalete karşı halka bir alternatif sunuyoruz. Bu yüzden de korkmadan bizi desteklemelerini istiyoruz.

Niye korksunlar ki, sonuçta oylama gizli yapılıyor?

Nasıl gizli yapılıyormuş. Ben benim seçim bölgem Eski Cuma (Tırgovişte) ile bir örnek vereyim. Mesela orada 1200 oyla belediye başkanı seçilecek. Belediyede çalışan 50 kişi çalışıyor. Bunları belediyeye yeteneklerine göre atamıyorlar. Arkasında 10 kişi var mı diye bakıyorlar. Yani en az 10 seçmen bulabilecekler mi diye bakıyorlar. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ellerinde liste vardı. Bakıp diyorlar senin listendeki 10 kişiden 5’i gelmemiş. Bir yolunu bul anları getir diyorlar. Gerçek bu. 50 kişiyi 10’a çarp, ne kadar oldu. 500 kişi. 360 kişiyi de geçici olarak işe atamışlar. Eder 860. O 360 kişiden de birer kişi istemişler. Oldu 1220. Böylece gerekli olan 1200 oy çıkarıldı. Program da yerine getirildi.

Yani belediyede oy getirene iş veriyorlar.

Evet, aynen öyle. İş adamlarını da bağlamışlar. Onların kontrolu dışında iş yapılmıyor. Geçen yıl bizi Killi’ye (Benkovski) sokmadılar. Belediye başkanı otobüslerimizin belediyeye girmesine izin vermedi. Yerel yönetimin izni gerekiyormuş. Bu konuda skandal çıktı, kavga yaptık. Bir başka örnek daha vereyim. Cebel’de Mihaylevski üçlü koalisyon döneminde sokak lambalarını bedava düzelteceğim diye söz vermiş. Belediye Başkanı Bahri Ömer “Bırak düzeltme” demiş. Avrupa Parlamentosu seçimleri de çok ilginç geçti, ama ben pek yakından takip edemedim.

Birçok insan buna rağmen HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oy veriyor. Buna ne diyeceksiniz?

HÖH yönetiminin Türklükle hiçbir alȃkası yok. Onları Türklüğe karşı eğitmişler diyorum ya.

Peki ya bu konularda bilgisi olmayan geçlere veya HÖH’e körü körüne inanan yaşlılara bunları nasıl anlatacaksınız? Sonuçta onlar HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oyunu HÖH’e veriyor. Bu insanları size oy vermeye nasıl ikna edeceksiniz?

Şimdiye kadar anlattıklarımızı anlatarak. Siz inanmak istemiyorsanız ben ne kadar da anlarsam doğru değil diyeceksiniz. Ama bir örnek vereyim. Ben Şişecam şirketini Bulgaristan’a yatırım yapmaya çağırdım. Şirketin başına gelmedik kalmadı. Bunu yaptığım için Ramadan Atalay başta olmak üzere HÖH’ün yönetim kurulunda bana güldüler. Kim uğraşacak Türk iş adamı getirmekle demişlerdi. Ama ben ne yaptım. Bulgar belediye başkanını topladım, savcıyı topladım, mahkemenin başındakileri, bölge emniyet müdürünü topladım. Razı mısınız değil misiniz diye sordum. Biriniz başka telden çalırsa bu iş olmaz dedim. Kimse itirat etmedi. Bulgaristan’a 900 milyon levalık yatırım geldi. Orada çalışanların yüzde 80’i Türk. Biz bunu Kırcaali’de de yapacağız, ama belediye yönetimi buna izin vermiyor.

Bu Kırcaali’de de denendi mi?

Denendi tabiȋ. HÖH’te “Türk iş adamı çağırdığı için ve dosya meselesini fazla kurcaladığı için Kasim’in kellesi gidecek” diyorlardı. Zaten Dosyalar Kanunu 1997 yılında meclisten geçti. Bu kanunun en büyük özelliği bütün dosyaları Dosyalar Komisyonuna getirdi ve siz bile gidip görebilirsiniz. HÖH’lüler kanunu geçirebileceğimize ihtimal vermezdi. Biz bir oyun yaptık. BSP’li Tatyana Donçeva’yı yanımıza çektik. Demokratlardan (DSB’li) Atanas Atanasov desen zaten Dosyalar Kanununun geçmesini isterdi. Rumen Petkov bana bön bön bakarak “Biliyorsun değil mi, bütün dosyalar açılırsa devlet mevlet diye bir şey kalmayacak” diyor.

Yani Bulgarları korkuturken kullandıkları propaganları sizin yanınızda kullandı.

Evet. 6 Aralık 2006’da Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı meclisten geçti. Fakat o dönemin İçişleri Bakanı Rumen Petkov, dosyaları 9 ay boyunca bana vermedi. Petkov bana telefon edip “Komisyon bana mektup yazarak baskı yapıyor” diyor. Komisyon o zaman ona baskı yapıyordu. Adam hapis bile yatabilir. Ben de ona yasalara uy dedim. Petkov da bana “Yok, sen dosyalardan kim çıkacağını biliyorsun” diyor. Ben de ona “Benim bilmem ayrı konu, sen görevini yap” dedim. Meğerse bana telefon ederken başında HÖH’ün başkanı varmış.

HÖH’ün Onursal Başkanı Ahmet Doğan mı?

Yok, bugünkü Genel Başkanı Lütfi Mestan. Şunu da belirteyim, 2001 seçimlerinde tamamının ismi çıktı. Bizim getirdiğimiz kanunla ise herkes gidip görebiliyor. Bazı dosyalar yok edilmiş bile olsa 3-4 yerde izi kalıyor. Ciddi bir araştırmacıysan mutlaka bulabilirsin. Yani dosyaların yok olma şansı yok. Tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi her şey not edilmiş. Osmanlı devleti bir köyle ne kadar insan yaşıyor onların ne kadar hayvanı var. Köyde yaşayayanların kaçı Müslüman kaçı değil. Her şeyi not edermiş. Bir gün olası bir savaş sırasında ne kadarını alıp da ne kadarını halka bırakacağını, askerini nasıl doyurabileceğini bu şekilde hesaplarmış. Bu notların da en az 3-4 yerde kalıntısı var. Konuya dönelim Hristo Hristov diye bir gazeteci var, onun desebg.com diye bir sitesi var. Orada her şey çıkıyor. Bizim de desteğimiz oldu. Hristov’un sitesini kapatmak istediler. Adamı bundan dolayı tehdit ettiler. Bu arada kurduğumuz teşkilȃttaki 12 ajandan birisi daha 1971’den beri DS ajanıymış. Benim çok sevdiğim birisiydi. Bunu gördüğümde elim ayağım kesildi.

Benim aklıma Necmettin Hak geliyor. Sözünü ettiğiniz kişi Necmettin Hak mı?

Daha fazla konuşmak istemiyorum.

Yani “Necmettin Hak değil” demiyorsunuz?

İsteyen gidip yoklasın. 5 gazeteci zamanında bana “Kasim açtırma şu dosyaları, yoksa hayal kırıklığına uğrarsın” dedi. Ben gerçekten de hayal kırıklığına uğradım. Gidip yüzlerine söyledim, “Ajan olduğunuzu öğrenince kötü oldum” dedim. 18 kişiden 12’si ajan. Bu çok büyük bir rakam. Ben bu ajanların isimlerini bile duymak istemiyorum. Ben HÖH’lülerin ne olduğunu gördükten sonra o çöplüklerin arasında nasıl kalabilirim ki. Hiçbir şey yapmasam bile en azından bu gerçekleri söylemeliyim. Ben bunların ajan olduğunu bilmezken bile HÖH yönetimi bunların ajan olduğunu biliyordu. Büyüklük yanlışları görmekle ölçülür. Yanlışları görüp de susmakla değil. Ben de susabilirdim. Babam bana her zaman “Dininden dönmeyle sonradan görmeden her zaman kork” derdi. Remzi Osman bana “Şumnu’da seni çok seviyorlar, koltuğunu niye riske atıyorsun” dedi. Ben Şumnu’dan 97’de milletvekili seçildim, öbürüleri gibi mecliste büyümedim. Onlar Sofya’da otururken ben HÖH teşkilȃtını teker teker gezerdim. Bulgar bölgelerine de giderdim, Türk bölgelerine de. Ben stratejimi belirledim, yönetim de onayladı. Beni öldüreceklermiş diye HÖH’te mi kalsaydım. HÖH’te kalacaksak biz niye savaştık. En kötüsü dinimiz gitti, dilimiz de gitti. Bu iki şeydir bizi ayakta tutan. Bizim işimiz bitmiş. Her gittiğim köyde gördüğüm gençler ya sarhoş ya kafadan kontak. İnsanların bu halini görünce geçen yıl hasta halimle seçim kampanyasına katıldım. HÖH ise geçen yılki genel seçimlerde benim seçim bölgem olan Eski Cuma’da (Tırgovişte) 1 milyon 300 bin leva harcamış. Bende o kadar para yok. Peevski seçim kampanyaları için çok para harcıyor.

90’lı yılların başında komünist dönemde işlenen suçlarla ilgili dava açıldı. Sizin bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

Maalesef vakit geçsin de unutulsun diye bakıldı. Tek bir kişi Varna’da mahkemeye çıkıp ceza aldı. 1 Mayıs Olaylarında Pir-i Vadi’de bir kişiyi dayaktan öldürdüler. Kurban feci haldeydi. Ben görünce fena oldum. Onu öldüren kişi yargılandı. Ama dayak atanlar 2-3 kişiydi. Diğerleri Ukrayna’ya kaçtı. Askeriyede çalışan Kolev adında biri vardı. Öldürdüler o adamı. Kolev katillere neyi nasıl yapacklarını söylerdi. Ama katillerden biri şu an askerî savcı. Bunlar olurken ben 1993 yılına kadar HÖH’ün Varna İl Başkanıydım.

Bulgaristan Türkleri, Türk adlarını almalarına rağmen Bulgar adları hȃlȃ belediye kütüklerinde duruyor. Buna ne diyeceksiniz?

Evet doğru. Bizi yıllardır hep uyuttular. Dediğim gibi Avrupa’ya girince her şey düzelcek sandık. Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya girerken HÖH azınlıkların temsilcisi olarak Türklerin hakları korunuyor diye imza attı.

HÖH diyorsunuz ama isim vermiyorsunuz, kim attı o imzayı? Ahmet Doğan mı…

2007’de başkan oydu. Azınlık haklarını geçirme konusunda Ahmet Hüseyin’le, Ayruş Hacı’yla tartışmıştık. Meclisten geçmesi gerektiğini söyledim. 1997’de SDS’nin tek başına bunu yapacak gücü vardı. “Ama biz bunun için mi savaşmışız, nasıl meclisten geçirmeyeceğiz bunu” dedim. İkisi de git gide Ahmet Doğan’ın suyundan gitti. Ben de onlara “Hepinize bir etek giydirip sizi çevre yoluna bırakacağım” dedim. Sonuç olarak SDS ile birlikte oyladık, meclisten geçti, bu yüzden de HÖH yönetimiyle kavga ettim. Bu konuyu Anastasiya Mozer’le de görüştük. Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi konusunu konuşmak için SDS’lilerle de görüşmeye gittim. Giderken yanıma Ahmet Hüseyin’i de aldım. Ahmet Doğan ise buna çok kızdı. Elindeki dosyaları bile fırlattı. Adam “Benim anam da babam da DS” diyor. Doğan’ın görevi Bulgar Sosyalist Partisiyle çalışmak, o partiyi yalnız bırakmamak. Adam bunun için eğitilmiş.
Aydın Osman | HABER

İLGİNİ ÇEKEBİLİR

Mübadelenin üzerinden 93 yıl geçti

1923 yılında başlayan Türkiye’deki Rumlar ve Yunanistan’daki Türkler’in zorunlu göçlerini öngören anlaşma, farklı topraklarda aynı …