Sırp kasabı olarak bilinen ünlü savaş suçlusu Radovan Karadziç geçtiğimiz günlerde Sırbistan’da yakalandı ve kısa bir süre sonra da Sırp yetkililer tarafından Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslim edildi. Karadziç’in yakalanması ve adalete teslim edilmesi özellikle savaş ve soykırım mağduru milyonlarca Bosnalıyı az da olsa sevindirdiği gibi en az Karadziç kadar eli kanlı Ratko Mladiç’in de yakalanmasının mümkün ve ihtimal dahilinde olduğu yönündeki umutları da yeşertti. 200 binden fazla insanın canına mal olan ve Hitler’den sonra Avrupa’da ilk kez soykırım manzaraları yaşatan korkunç olayların üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bu iki ünlü katilin yakalanmamış olması hem uluslararası düzene olan güveni iyice sarstığı gibi BM gibi kurumların da inandırıcılık ve etkinliklerinin de sorgulanmasına neden olmuştu. Bu iki sembol ismin yakalanmamasına bakarak Sırp milliyetçiliği için özel bir önem taşıyan savaş suçlularının Mahkemenin yargı yetkisinin sona ereceği 2010 yılına kadar adaletten kaçabilecekleri ve adaletten kaçabilmeleri için gerekli zeminin hazırlanacağı kanaati gittikçe kuvvet kazanıyordu. İşte böyle bir ortamda Karadziç’in yakalanması kısmen de olsa hala uluslar arası sisteme güvenilebileceğinin işaretlerini vermiş oldu.
Karadzic niye daha önce yakalanmadı?
Elbette ki bu soruya net bir cevap verebilmek mümkün değil. Ama ne yazık ki uluslararası ceza hukuku enstrümanları ile kurulan sistem hemen hemen bütün yetkiyi ulus devletlere verdiği için özellikle savaş suçları ile suçlanan kişilerin yetkili bir mahkemeye devredilmesi o kadar olmuyor. Kâğıt üzerinde geniş yetkilere sahip olarak kurulan ve Eski Yugoslavya topraklarında işlenen suçların faillerini yargılayan mahkeme, şüphelilerin yakalanması ve mahkeme önüne çıkarılması konusunda neredeyse çaresiz sayılabilir. Mahkemenin kendine ait bir polis gücü olmadığı gibi mahkeme statüsünde yer alan hükümlerin uygulanmasını sağlayacak etkin ve yetkili bir merci de söz konusu değil. Böyle bir ortamda hemen hemen bütün inisiyatif ilgili devletlere kalıyor ki Karadziç örneğinde, Karadziç’in yakalanması ve adalete teslim edilmesi Sırbistan hükümetinin istek ve kararlılığına bağlıydı denilebilir.
Mahkemenin kurulmasından sonra Karadzic için en güvenli yer Sırbistan’dı, zira Sırp yetkililer istemedikçe kendisinin Lahey’deki mahkemeye teslim edilmesi söz konusu olmayacaktı. Aslında aynı şeyi Mladiç için de söylemek mümkün. Yeri belli olmayan ve bir şekilde fazla göze batmadan kaçaklılık hallerini sürdüren savaş suçlularının Mahkeme’ye teslim edilmelerini temin edecek etkin ve güçlü bir mekanizma ne yazık ki kurulamadı.
Karadzic niye şimdi yakalandı?
Bu soruya da net bir cevap vermek mümkün olmamakla birlikte Sırbistan’ın AB’ye üyelik sürecinde Karadzic ile ilgili isteğin bunda etkili olduğunu görmek gerek. On yıldan fazla bir süredir yakalanamayan ya da yakalanmayan Karadzic’in AB’nin Sırbistan ile yapılan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’nın yürürlüğe girmesini bu savaş suçlusunun adalete teslim edilmesi şartına bağlamasının ardından kısa bir süre sonra yakalanması önemli ipuçları veriyor.
Bilindiği gibi bir süre önce Avrupa Birliği, Bosna Hersek’ten polis reformunu tamamlamasını istemişti. Bu reformun tamamlanmasının ardından da bu ülkeye AB üyelik yolunu açacak olan Ortaklık ve İstikrar Anlaşması’nın imzalanması bekleniyordu. Haziran ayında imzalanması beklenen anlaşmanın yerine AB sürpriz bir şekilde Sırbistan ile aynı mahiyette bir anlaşma için prensip kararına vardı. Bosnalıları sinirlendiren bu kararın somut bir anlaşma şekline bürünmesi ancak Karadziç’in yakalanması şartına bağlanmıştı. İşte bu aşamadan sonra Sırbistan yetkilileri çabalarını yoğunlaştırmış olmalılar ki Karadzic çok geçmeden yakalandı ve milliyetçi tepkilere rağmen Lahey’e gönderildi.
Karadzic’in yakalanması ne anlama geliyor?
1-Uluslar arası sistemin halen güvenilebilir bazı unsurları var ve bunlar küresel adalet için kısmen de olsa önemli işlevler görebilir.
2-BM gibi faaliyet alanı geniş ama etkisiz kurumlar yerine verecek bir şeyleri fazla olan AB gibi örgütler, üyeliği bir ödül olarak gören devletler üzerinde önemli bir dönüştürücü etkiye sahipler. Karadziç örneği bir daha gösterdi ki AB, üye ve aday ülkeler üzerinde önemli bir dönüştürücü etkiye sahip ve bu yönüyle oldukça etkili bir aktör.
3-AB bu dönüştürücü etkisini bazen oldukça önemli konularda kararlılıkla kullanıyor. Demokratikleşme ve insan hakları alanında ilerleme sağlama gibi genel hedefleri, Karadziç’in yakalanıp adalete teslim edilmesi gibi somut ve nispeten detay sayılabilecek hedefler ile pekiştiriyor. Hatırlanacağı üzere, Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması için de savaş suçlusu olarak aranan bir generalin yine aynı mahkemeye teslim edilmesi şartına bağlanmıştı.
4-AB yine bu dönüştürücü etkisini kullanır ve somut hedefleri aday ülkeden isterken çok somut ödüller de vaat ediyor. Böylece ilgili ülke yöneticileri, atacakları adım karşılığında ne alacaklarını biliyorlar ve verdikleri taviz karşılığında neyi aldıklarını kendi kamuoylarına rahatlıkla açıklayabilme imkânını elde ediyorlar. Karadziç’in teslim edilmesi karşılığında AB’ye üyelik sürecinin ilk somut adımlarının atılacak olması Sırbistan hükümeti açısından oldukça rasyonel ve kabul edilebilir bir ödül. Böylesi bir ödülün kamuoyuna sunulması durumunda aşırı milliyetçiliğin etkilerinin azalacağını öngörmek mümkün.
Dr. Cenap ÇAKMAK






Del.icio.us
Facebook
Google
Yahoo
Mynet
Linkibol
BlinkList
Digg
Furl
Technorati
Bagcik
Live




