AB Bulgaristan’ı nasıl bitirdi?

Alıntı Yazarlar

Kayahan UYGUR
kayahan.uygur@aksam.com.tr

Herkes ekonomik olarak iflas etmiş Yunanlıların borçlarını tartışıyor ama başka bir AB üyesi komşumuzun durumu çok daha ibretliktir. Edirne’nin öte yanındaki Bulgaristan, 1980’li yıllarda 9 buçuk milyon nüfuslu küçük bir Balkan ülkesiydi. Belki herkesin arabası yoktu, döviz bulundurmak yasaktı, Batı’ya seyahat çok zordu ama insanlar geçinip gidiyordu ve bütün sorunlarına rağmen ülke ve toplum varlığını sürdürüyordu. 1990 yılındaki rejim değişikliğinden tam 25 yıl sonra bu komşumuzun durumu tam anlamıyla içler acısıdır.
Fransa’nın eski Başkanı Mittrerand, 1989’da komünist hükümetin devrilmesinden bir süre önce Sofya’ya bir ziyaret yapmış ve o dönemde adet olduğu üzere hükümet yetkililerinin yanı sıra 12 kişilik bir muhalif aydınlar grubuyla görüşmüştü.  Hepsi Batı değerlerine ve AB vizyonuna bağlı olan bu gruptan hayatta kalan beş kişi 21 Ocak günü Fransız Büyükelçiliği’nde bir araya gelmişler. Bulgar Devlet Başkanı Rusen Plevneliyef’in de katıldığı ve Le Monde gazetesinin tutanaklarını yayımladığı toplantıda ifade edilen görüşler hayal kırıklığı ve pişmanlık doludur. Bir sanat dergisinin yöneticisi olan Çervenkova açıkça ‘biz 25 yıl önce böyle bir geleceği hayal etmemiştik’ diyor, ‘insanlar mutsuzlar, iyi ve kötü kavramını yitirmişler’. Sinemacı Vagenştayn daha da dolaysız konuşuyor: ‘Bulgaristan felakete doğru yol alıyor, geçen yıl ülkede doğumların iki misli ölüm oldu’.
Bulgaristan’ın AB’ye girişi ekonomik bakımdan yıkım olmuş, eski sosyalist komşularıyla olan ilişkilerine göre biçimlenmiş yapı çökmüş, yeni ve düzgün bir ekonomi oluşamamıştır. Ama bu,  kültürel yıkım yanında çok önemsizdir. Ülkede yeni doğumlar olmaması ve gençlerin ülkeyi terk etmesi sonucunda nüfus 7 milyonun altına düşmüştür. Ortalama emekli maaşı 100 avro olan ülkede nüfusun dörtte biri 60 yaşın üzerindedir. Ülkede doğurganlık yaşında kadın sayısı çok azaldığı gibi, kürtaj oranı da dünya rekoru kırmaktadır.
Nüfusbilim uzmanlarına göre Bulgaristan’ın tükenişi artık geri döndürülemez haldedir. Ülke sorunlarının bir gün çözülebileceği umudu sıfıra yakındır. Bu nedenle oy kullanma oranı çok düşüktür, kimi seçimlerde nüfusun sadece dörtte biri oy kullanmaktadır. Halk adaletsiz düzene o kadar yabancılaşmıştır ki, vatandaşlık hissi de yok olmuştur. Ülke ekonomisi için ümit bağlanan tek proje ‘Güney Akımı’ projesi de ABD ve AB tarafından engellenince geriye sadece kişisel  projeler kalmıştır: Bir an önce Batı Avrupa’ya gitmek, ya en ağır işlerde diğer göçmenlerden de daha ucuza çalışmak ya da bir yolunu bulup sosyal yardımlardan yararlanmak.  Bulgaristan’da geçmiş hükümette yatırımlar bakanlığı yapmış olan bir politikacının kendisini Fransa’da yaşıyormuş gibi göstererek işsizlik yardımı aldığı bile ortaya çıkmıştır. Ülkede her yıl ortalama 10 kişi sosyal sorunları protesto için kendini yakmaktadır.
Bulgar aydınları, Rusya’yla ilişkileri kopararak AB ile bütünleşmek isteyen bazı Ukraynalılara acıyarak bakıyorlar.  Avrupa macerası Bulgaristan’a hiçbir katkıda bulunmayıp, sadece genç insanların,  kol ve kafa gücünün ülkeden kaçmasına yol açmıştır. Ukrayna’da aynı yolu takip eden hükümet kurduğu Avrupa hayalleriyle sadece küresel kapitalizme alet olmaktadır. Bulgar aydınları bu tuzağı çok geç kavramışlardır.
Mitterand’ın 1989’da görüştüğü Bulgar aydınlarının bugünkü konumu derslerle doludur. Küresel kapitalizm hedef ülkelerde önce aydınları etkilemeye çalışır, onları belli bir yere kadar parlatır, kullanır, işleri bitince kaldırıp atar.  Liberal Batı, bir zamanlar Rusya’da da sırf komünizm aleyhtarı oldukları için Soljenitsin, Zinovyev gibi isimleri göklere çıkarmaktaydı. Rusya’da rejim devrilince aynı isimler birden tutucu, gerici, ‘çağdışı’ ilan edildiler. Bu da Batı özentisi içindekilere ders olmalıdır. Gerçi bugünkü Batı artık eskisi gibi kültürel planda mücadele verecek durumda da değildir. Günümüz Ukraynası’nın Batı yanlısı  ‘aydın’ları Maydan Meydanı’na doluşan çapulcularla, Femenlerdir.  Soljenitsinlerden Femenlere, yüksek kültürden pavyona düşmek…