3 Mart’a Dair Tesbitlerim…

Dr. Kader Özlem

Rahmetli Celal Bayar’ın deyişiyle “Ben de yazdım”: 3 Mart’a İlişkin Tespitlerim:

Bugün 3 Mart 1878 Ayastenos (Yeşilköy) Antlaşması’nın yıldönümü. Aynı zamanda, Türk tarihinde imzalanmış en ağır antlaşmalardan biri. Bu antlaşma imzalanmasına karşın, yürürlüğe girmeyen iki antlaşmadan (diğeri Türk Sevr’i olarak bilinen ve bugüne değin travmatik etkilere sahip olan Sevr Antlaşması) birini oluşturmakta. Neyse ki Berlin Antlaşması ile 13 Temmuz 1878’te Ayastefanos revize edilmişti. Ayastefanos Antlaşması 93 Harbi olarak 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdirmiş olup, güncel yansıması anlamında bizler için farklı kılan boyutu ise Bulgaristan devletince ulusal bayram olarak kutlanmasıdır. Diğer bir deyişle modern Bulgaristan, kuruluşunu ve kurtuluşunu dayandırmakta ve resmi olarak kutlamaktadır. Uzunca bir süre dış politikasının da ana eksenini ya da ülküsel altyapısını oluşturmuştur. Buraya kadar normal denebilir. Anormal hususlara geçmeden önce yeri gelmişken, Plevne’deki efsane savunmayı yapan Gazi Osman Paşa’mızın yanı sıra kahraman Mehmetçiğimizi, 93 Harbi’nde hayatını kaybeden asker ve sivil bütün şehitlerimizi, Rodop Muvakkatesi’ni kuran kahramanları ve muhacir olup da anavatan Osmanlı Devleti’ne sığınan soydaşlarımızı saygıyla anıyorum. Yine konuyla bağlantılı olarak Hüseyin Raci Efendi’nin Eski Zağra Müftüsü’nün Hatıralarının okunmasının ne denli önem arz ettiği açıktır. O hatırattır ki, büyük şair Yahya Kemal Beyatlı “bu kitap Türklerin vatan edebiyatında en samimi, yüksek bir şâheseridir” demekte. Belki “onun için de okunmaz”. Okumaya da yürek ister, dizi izlemeye benzemez.

3 Mart ve Etkilerine ilişkin tespitlerime gelince:
1- Ayastefanos Bulgarların değil, Rusların zaferidir. Öyle ki Ayastefanos Osmanlı-Rus Savaşı sonunda bu iki devlet arasında imzalanmıştır, Türk-Bulgar Savaşı’nın sonunda değil.
2- Bulgaristan güya bu antlaşmayla bağımsız hale gelerek Velika Bulgariya’yı kurmuştur ama Rus nüfuz alanına girmiştir.
3- Bu antlaşmayla kurulan “Velik” olabilme vizyonu Bulgarların rüyalarını süslemiştir.
4- 6 Eylül 1885 Sıedinenie’si, 1908 Nezavimost’u, Balkan Savaşları’ndaki ihtirasları, 1DS’deki amacı, iki savaş arasındaki revizyonizmi ile 2DS’ye giriş amacının arka planında Ayastefanos’un etkilerini görmek mümkündür.
5- Belki de Büyük Bulgaristan’ın kuruluş tarihi, ülkü gerçekleştikten sonra başka bir gün olacaktı. Ancak Soğuk Savaş dönemindeki Jivkov’un Kruşçev ve Brejnev döneminde SSCB’nin 16. cumhuriyeti olma talebi kadar Rus egemenliğinde kalması ve bu denklemdeki pek bir anlam ifade etmeyen önemi karar vericiler tarafından da tescillenmiş olsa gerek.
6- 3 Mart tarihi 100 yıl sonra doğru düzgün yeniden gün yüzüne çıkmıştır.
7- Yani komünist Jivkov, nasyonalist bir önem ifade eden 3 Mart’ı yeniden ulusal vitrine çıkarmıştı. 1978 yılı ayrı bir öneme sahiptir. Zira bu yıl Jivkov’un azınlık meselesinde Türklere yönelik Politbüro’nun stratejisinin ana hatlarını da saptamıştı. Bkz. Georgi Atanasov’un görüşleri.
8- 3 Mart’ın anlam ve önemi Bulgar karar vericiler açısından Jivkov’un saray darbesiyle yıkılmasının ardından ve küresel ölçekte komünizmin kaybetmesinin ardından daha anlamlı hale gelmiştir. Öyle ki komünist geçmişi reddetme ya da Bulgaristan’ı dönüştürme eğiliminde olan yeni dönem siyasileri Prenslik ve Çarlık dönemi mirasından yararlanmak istemişlerdi. (O kadar ki 2000 yılında Çar II. Simeon Başbakan olmuştu.)
9- Bunun için de 3 Mart bulunmaz velinimet olarak ön plana çıkmıştı. Böylece demokratik dönem Bulgaristan’ının gözde ulusal bayramlarından biri hale geline böylece gelmişti.
10- Geleceğe dair güvenin olmadığını yerde insanların geçmişlerine daha fazla sarılmaları gibi bir şey bu. Gerçi modern Bulgaristan için geçmişin ne kadar geçmiş olduğu soru işaretidir.
11- 3 Mart aynı zamanda Bulgar karar vericilerin ulusal kimliği güçlendirme çabasıdır. Yapay bir tarih yaratımıyla bunu gerçekleştirme uğraşıdır.
12- Yapay kimlikler, dolgularla kaplanmış zeminlerde, gerçek olmayan hikayelerle, yalan, yanlış ve hakaret içerikli ders kitaplarıyla vb. süslenir.
13- Bugün Bulgaristan’daki Türk çocuklarının tarih derslerinde maruz kaldığı trajedi, yeni tartışma konularının başlangıcı olduğu kadar, mankurtlaşma eğilimi göstermeyen Türkleri ötekileştirmekten başka bir işe yaramamaktadır.
14- Bir sözüm de dedelerinden kurtuluş gününü gönülden kutlayan mankurtlaradır. Utanç kaynağımızsınız.
15- Bir Türk cumhurbaşkanı Şıpka’ya davet edilip Bulgar mevkidaşıyla 93 Harbi’nde hayatını kaybeden (her iki taraftan da) kişiler için ortak açıklamada bulunmadıkça, geleceğin geçmişin karanlığında inşa edilemeyeceğini deklare etmedikçe ve 3 Mart tarihine sürekli vurgu yapılıp Türklerin hedef alınma saplantısı terk edilmedikçe bizler için bu tarih olumsuzluktan başka bir şey ifade etmeyecektir. İlacımızı alıp uykuya yatarız.
16- Naçizane önerim: Bulgar devlet adamlarının yapay kimlik oluşumu, düşman azınlık kavramı ve hayali tehditlerle saygı ve sempati duyduğum Bulgar halkını oyalamak yerine, bir zamanlar Balkanlar’ın Prusya’sı olan Bulgaristan’ı yeniden inşa etmesidir. Maalesef, bu gidişat sömürgeleşen ve AB’nin hurdalığına çevrilen bir Bulgaristan’ı işaret ediyor. 3 Mart’la iddia edilen sözde kurtuluş 141 yıldır Bulgar halkı için esasen gerçekleşmemiştir.
17- Bu vesileyle Bulgar halkının Orta Asya’dan gelme geleneklerini çağrıştıran Baba Marta’larını tebrik ederim. Честита Баба Марта! Marteniçkalar bağlansın.
18- Türk ve Bulgar halkının kardeş iki ulus olarak ortak noktaları fazlasıyla mevcut. Yenilerine de ihtiyaç var, ama kesinlikle 3 Mart’lara değil.
Saygılarımla…